16 Eylül 2013 Pazartesi

Johan Cruijff

Sarı Fare, sadece Türkiye'de geçerli bir lakap olabilir.
Çok araştırdım ama başka diyen bulamadım.

Tam ismi "Johannes Hendrick Cruijff" olan büyük efsane, futbol yaşamı boyunca başarıdan başarıya koşmuş biri. 1966 ve 78 yılları arasında milli takımda tam 48 maça çıktı ve 33 gol attı. Bir santrafor olmamasına rağmen, attığı bu gollerle Hollanda milli takımına en başarılı dönemini yaşattı. Total Futbol anlayışı onun üzerine kuruldu. Ajax'ı dünya sahnesine çıkaranlardan oldu, Barcelona'yı yeniden şekillendirdi. Bir Roma İmparatorluğu'nu yıkmadığı kaldı adeta! Yoksa...


1947 doğumlu olan Johan, 10. yaş gününde babası tarafından Ajax altyapısına yazdırılmıştı. Sürati ve yeneteklerini muazzam bulan birçok yetenek avcısı ufak yaşta peşine düşmüştü. Ama o, Ajax altyapısında kalarak doğru kararı verdi. 12 yaşındayken babasını kaybettiğinde, annesi kulüpte gündelikçi olarak çalışmak zorunda kaldı. Johan da daha sonra üvey babası olacak olan Henk Amca ile sahanın bakımıyla ilgileniyordu zaman zaman. "Soyunma odaları benim için hâlâ kutsal yerlerdir" diyor o yüzden Cruijff...
"Futbol basit bir oyundur,
 zor olan futbolu basit oynamak."


Ajax ile 14 numarayı 1969'da giymeye başlamıştı
Ajax Kariyeri
15 Kasım 1964'te, 17 yaşındayken Cruijff ilk kez Ajax ile lig maçına çıktı. Maçı Groningen 3-1 kazandı ama Johan golünü atmayı becermişti. İlk maçında golle buluşmuştu. O sene yani 1964-65 sezonunda takım ligi 13. bitirdi ve en kötü senesini yaşadı. O sene Cruijff 10 maça çıktı ve dört gol kaydetti.

1965-66 sezonuna yedek olarak başladı. Fakat daha sonraları as oyuncular arasına girdi. Sezonun sonunda Ajax lig şampiyonluğunu kazanmıştı. Cruijff ise 25 maçta 23 gol kaydetmişti.

66-67 sezonuna geldiğimizdeyse Cruijff'ın namı daha da yayılacaktı. Ajax o sene hem şampiyonluğu, hem de Hollanda kupasını kazanırken. Cruijff da attığı 33 golle "Gol Kralı" olmuştu. Kupaları da dahil edersek, 41 maçta, 41 gol atmıştı Johan... O sezon başında ilk kez milli formayı giydi. İkinci maçındaysa kırmızı kart görerek, bir milli maçta kırmızı kart gören ilk Hollandalı oyuncu oldu!

Milli takım adidas markaları ürünler giyiyordu fakat o puma ile anlaşmıştı. Bu yüzden ısrarla puma ürünleri giydi. Bu yüzden çok sert bir kararla 1 yıl milli müsabakalardan men cezası aldı.

1967-68 sezonuna geldiğimzde ise 33 lig maçında 25 gol kaydetti ve yıldızının sönmeyeceği ortadaydı. Yine Hollanda'da Yılın Futbolcusu seçildi. 68-69 sezonunda ise ikinci kez Hollanda'da yılın futbolcusu seçilecekti. Aynı sezonun sonunda Ajax, Şampiyon Kulüpler Kupası'nda finale kalmıştı. Milan karşısında çıktılar ve 4-1 yenildiler.

69-70 sezonunda Ajax yine hem ligi hem kupayı kazandı. Sezona sakat başlamıştı. Bu yüzden 9 numarayı Gerrie Mühren giyiyordu. Cruijff düzelince 14 numarayı almak istedi. O zamanlar için takım kadrosu genelde 1'den 11'e numaralanırdı. Ama artık maça başlarken dahi 14 giyecekti.

"Kazanmanın tek formülü rakibinizden bir gol fazla atmaktır, dahası değil."
 

Kupa canavarı Total Futbollu Ajax'ın üzerine kurulduğu isimdi.
 Üç sene Üst Üste Şampiyonlar Kulüpler Kupası
Bu arada Hollanda futbolu gümbür gümbür geliyordu. Geçen senenin şampiyonu Feyenoord, Şampiyon Kulüpler Kupası'nı almıştı. Ondan önce de Ajax final oynamıştı zaten. Artık Ajax'ın da kupa almasının zamanı gelmişti.

İyi geçen 70-71 sezonunda Cruijff, toplamda 37 maçta 27 gol attı. Sezon içinde AZ Alkmaar'ı 8-1 yenerken, o maçta 6 gol atarak bir maçta en fazla gol atan oyuncu olmuştu. Ajax o sene de duble yaptı. Kupa Finalinde Sparta Rotterdam'ı yendiler. Ama ligde ikinci oldular. Kaçan şampiyonluğu unuttular. Çünkü birkaç hafta sonra ise daha önemli bir maç oynayacaklardı. 2 Haziran 1971'de Londra'da Panathinaikos karşısına çıktılar. Şampiyon Kulüpler kupasındaki bu maçı 2-0 kazandılar ve Ajax Şampiyon Kulüpler Kupası'nı ilk kez müzesine götürdü. Cruijff takımın maestro gibi yönetti. Bu maçtan sonra dedikodular çıkmıştı elbet. Barcelona ve Feyenoord onunla ilgileniyordu. Ama maçtan 10 gün sonra Cruijff beklenmedik bir şey yaptı ve Ajax ile 7 yıllık sözleşme imzaladı. Senenin sonunda da "Avrupa'da Yılın Futbolcusu" ödülünü aldı. Böylece "Ajax efsanesi" de başlamış oldu. Teknik direktör Rinus Michels tarafından da total futbolun tohumları atılmıştı.

Bir sonraki sene yine hem Cruijff hem de Ajax için başarılarla doluydu.71-72 sezonunda Ajax Hollanda şampiyonu oldu. Cruijff ise toplamda 44 maçta 35 gol attı. Ligdeki 25 golü ile gol kralı oldu. Bir önceki sezon şampiyon olamamışlardı ama son şampiyon kontejanından katıldıkları Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yine finale kaldılar. Rakip bu sefer geçen senekinden zordu. İtalyanların kuvvetli takımı Inter, Ajax'ın rakibiydi. Ajax sağlam bir kadroya sahipti. Cruijff dışında, Haan, Neskens, Mühren, Keizer ve Krol gibi isimler vardı. Inter'de ise Mazzola, Bertini ve Boninsegna etkili oyunculardı. Ajax o maçı Cruijff'un attığı 2 golle, 2-0 kazandı. Ertesi gün birçok gazetenin başlığı "Defans futbolu öldü. Yaşasın Total Futbol" olmuştu. İki senedir başarı ile uygulan sistem Hollanda'nın ekolünü de oluşturmuştu. Total futbolda toplu hücum, toplu defans yapılırdı. Herkes birbirinin yerini mevkisi ne olursa olsun doldururdu. Kimse sabit kalamazdı. Bu dinamizm Ajax'a ikinci kupasını getirmişti. Yeni teknik direktör Stephan Kovacs ise total futbolu iyice şekillendirerek bu efsaneyi yaratan adam olmuştu. Bu galibiyetin ardından Ajax Kıtlararası Kupa'da Arjantin takımı Independiente'yi yenmişti. Ardından ocak ayında da Rangers'ı yenerek Süper Kupa'yu aldı. Artık Ajax kupa canavarı olmuştu. Şüphesiz o yılların en iyi takımıydı.

1972-73 senesinde Ajax yine Hollanda şampiyonu oldu. Cruijff toplamda 32 maçta 19 gol attı. Sezon sonunda Ajax üçüncü kez üst üste finale kalmıştı. Rakip yine İtalyandı. Kadrosunda Bettega, Capello, Anastasi, Causio ve Altafini gibi isimleri barındıran Juventus da Ajax'a dayanamadı. Maç 4. dakikada Johnny Rep'in attığı golle 1-0 bitmiş ve Ajax üst üste üçüncü kez Şampiyon Kulüpler Kupası'nı almıştı. Cruijff ise ikinci kez "Avrupa'da Yılın Futbolcusu" ödülüne layık görülüyordu.

Cruijff 73-74 sezonuna da Ajax ile başladı. İki maç oynadıktan sonra Barcelona'dan bir teklif geldi ve Ajax onu 6 milyon gulden (2 milyon dolar) karşılığında sattı.

 "Aslında pek hata yapmıyorum, çünkü hata yapmak daha zor."

Uruguay maçı Hollanda tarihinin en iyi maçlarından biridir.
1974 Dünya Kupası
Hollanda bu kupaya iyi hazırlanmıştı. Takımın iskeletini total futbol anlayışını benimeseyen Ajax oluşturuyordu. Cruijff dışında Rep, Rensenbrink, Neskeens, Haan, Krol, Suurbier ve Wim Jansen gibi isimler vardı. Gruplarında Bulgaristan, Uruguay ve İsveç bulunuyordu. Hollanda İsveçle 0-0 berabere kaldı. Diğer maçlarda ise Bulgaristan'ı 4-1, Uruguay'ı 2-0 yendi. Portakallar çok iyi oynayıp ikinci tura çıktılar. İkinci tur yine dörderli gruplar halinde oynanıyordu o zaman. Turnuvanın iyi takımlarından Arjantin ile karşı karşıya geldiler ve Arjantin adeta rezil oldu. Maç 4-0 bitti. Cruijff 2 gol attı, 1 asist yaptı. Bu mağlubiyetle Hollanda ayakta alkışlandı. Arjantin için de hayırlı oldu ve takım yeni yapılanmaya gitti ki, bir sonraki Dünya Kupası finalinde iki takım yine karşılaşacak ve Arjantin öcünü alacaktı. Bu maçtan sonra Doğu Almanya'yı, ardından Brezilya'yı 2-0'lık sonuçlarla geçtiler. Lider oldular.

İkinci tur bittiğinde iki grup lideri direk finale katıldı. Diğer grubun lideri ev sahibi Batı Almanya'ydı. 17 Haziran 1974'te, Münih Olimpiyat stadında iki takım kupa için karşılaştılar. Almanya'da Beckenbauer, Gerd Müller, Overath, Uli Hoeness ve Breitner gibi dönemin en iyi oyuncularından birkaçı vardı. Çekişmeli geçen finalde Hollanda daha güzel oynamasına rağmen (maç başladıktan sonra, ilk saniyelerde üst üste tam 14 pas yapmışlardı ve bunun sonucunda iki dakikada penaltı olmuştu. Almanlar daha topa değmeden gol yemişlerdi.) Neskeens'in penaltı golüne, Breitner yine penaltıdan cevap verdi ve Gerd Müller daha sonra skoru belirledi. Hollanda finalde 2-1 kaybetti. Berti Vogtz, Cruijff'u sertlikle durdurmaya kalktıysa da ancak bir nebze başarılı olabilmişti. Vogtz o kadar sertliğe başvuruyordu ki, Cruijff devre arasında itirazlarından dolayı sarı kart görüyordu.

Bugün dahi birçok otorite tarafından Dünya Kupası'nı alamayan en iyi takım olarak nitelenirler. Total futbol büyük kitleleri etkiledi ve Dünya futbolunun çehresini değiştirdi. Ayrıca Cruijff "Turnuvanın En İyi Oyuncusu" seçilmiştir. Turnuva boyunca 3 gol, 3 asist yapmıştır.


"İtalyanlar size karşı asla maç kazanamaz.
Ancak siz onlara karşı kaybedebilirsiniz."



Ajax'tan sonra Barcelona'da da efsane olmayı başardı Cruijff.

Barcelona Yılları
Barcelona'ya gelmeden önce Real Madrid'ten de teklif almıştı. Ama kulübün teknik direktörü eski Ajax teknik direktörlerinden "Total Futbol'un fikir babası" Rinus Michels'ti. Ayrıca Real'in İspanya Kralı diktatör Franco ile içli dışlı olması hoşuna gitmiyordu. O yüzden Barcelona'yı seçmişti. Bu hareketi Barça taraftarı için oldukça sempatik bir hareketti. Katalan taraftarlar Franco'ya karşıydılar zaten. Johan geldiği andan itibaren iyi oyununu Barcelona için sergilemeye başladı.

İlk sezonunda 26 maçta 16 gol attı. O sezonun sonunda Barcelona 60 yıllardan beri ilk kez şampiyon oldu. (73-74 sezonu) O sene Real Madrid'i de Barnebau'da 5-0 mağlup ettiler. Cruijff üçüncü kez "Avrupada Yılın Futbolcusu" seçildi.

Sezonun sonunda teknik direktör Rinus Michels Hollanda milli takımının başına geçmek için Barcelona'yı bıraktı. Cruijff ondan sonra dört sezon (74-75, 75-76, 76-77, 77-78) Barcelona için ter döktü ama bir daha şampiyonluk yaşayamadı, 74-75'te üçüncü, kalan diğer üç sezonda ise ikinci oldular. O süre zarfı içinde Cruijff Avrupa Kupası da alamadı. Sadece bir tane İspanya Kral Kupası kazandılar. Barcelona'nın çok oyuncu değiştirmesi sistemin oturmamasına sebep oluyordu.

Arjantinli Jorge Valdano, biyografik kitabında onun büyüklüğünü şöyle anlatmıştır. Ben İspanya'da umut vaat eden Arjantinliydim. Cruijff şöhretinin doruğundaydı. Barça'daki ikinci sezonuydu. Ben ise 19 yaşındaydım ve Deportivo'da oynuyordum. Cruijff maç sırasında takımı maestro gibi yönetiyor, sağa sola bağırıp, emirler yağdırıyordu. Yeri geldiğinde hakemi bile azarlıyordu. Dayanamayıp bir pozisyonda yanına gittim ve "Herşeyi yapıyorsun, düdüğü de al, maçı sen yönet bari" dedim. Dönüp ukalalık eden bana "Kaç yaşındasın" diye sordu. "19" dedim. Şöyle bir durdu ve "İnsan 19 yaşındayken Cruijff'a siz der" dedi. Kaskatı kaldım ve maç sonrasında hakikatten siz diye hitap ettim istem dışı olarak.

"Dinlere pek inanmam. İspanya'da maça çıkmadan önce 22 oyuncu istavroz çıkarır. Bu işe yarasaydı İspanya'daki her maç berabere biterdi."

Denge ve sürat onun işiydi

1976 Avrupa Futbol Şampiyonası ve Milli Jübile
1976 Avrupa Şampiyonası Yugoslavya'da yapılıyordu. O zamanki formata göre elemelerle kupa birdi. Tüm takımlar elemelere 8 grupta katılıyor. Liderler çeyrek final oynuyordu. Yarı final öncesi takımlar kupanın verileceği ülkeye geliyordu. Yarı finale kalan takımlar Hollanda, Çekoslovakya, Batı Almanya ve Yugoslavya olmuştu. Hollanda yarı finalde Çekoslovakya'ya 3-1 kaybetti ama üçüncülük maçında Yugoslavya'yı uzatmalarla da olsa 3-2 yenmeyi başardı. Cruijff de maçlarda forma giydi.

Daha sonra Hollanda takımının Dünya Kupası elemelerine katılmasına yardım ettikten sonra, 1978'deki Dünya Kupası'na katılmadı. Sebebini ise "Arjantin'de dikta başa gelmesine rağmen, Dünya Kupası'na katılmasına izin verilmesi" olarak belirtti. Fakat yıllar sonra bir Katalan radyosuna yaptığı açıklamada "Bir sene önce ben ve ailemi kaçırmaya çalışmışlardı. O dönemler moralim çok bozuktu. Bir Dünya Kupası oynamak için yüzde yüz değil, yüzde iki-yüz hazır olmanız gerekir. Bazen hayatta daha önemli şeyler vardır" diye işin iç yüzünü açıklamıştır. Onsuz Hollanda 78'de yine Dünya Kupası finali oynadı, fakat bu sefer de Arjantin'e kaybetti.


"Birçok insan hızın özünü kavrayamamıştır.
Daha erken koşmaya başlarsan, daha hızlı koşarsın."


İki Efsane LA Aztecs'te yine bir araya gelmişlerdi. (R. Michels - J. Cruijff)

ABD'de Geçen İki Sezon ve Ardından Levante
78-79 sezonunda Cruijff, 32 yaşındayken Amerika'ya transfer oldu ve Los Angeles Aztecs için oynadı. Öncesinde Cosmos ile antreamanlara ve hazırlık maçlarına çıkmıştı ama hiç resmi maç oynamadan Aztecs'e geçti. Bir sezon oynadı ve Kuzey Amerika Futbol Ligi'nin en iyi oyuncusu seçildi. Ertesi sezon Cruijff, Washington Diplomats'a transfer oldu. 81 yılına girmeden oradan ayrıldı ve Levante'ye transfer oldu.

Levante'de sadece 10 maçta forma giyen Cruijff sadece iki gol atabildi. Zaten takıma ikinci devrenin başında takıma katılmıştı.

"Her dezavantajın Avantajı vardır."



Bir inat uğruna Ajax'tan ayrılıp, Feyenoord'a gitmişti

Yine, Yeniden Hollanda
11 Aralık 1981'de Ajax ile terkar kontrat imzaladı. İlk maçında da golünü atmayı başardı. 1981-82 yılında Ajax ile hem ligi hem kupayı kazandı. 16 maçta 7 gol attı. 35 yaşındayken Ajax ile üst üste ikinci şampiyonluğunu kazandı. 30 maçta 9 gol kaydetti. Artık yaşlanmıştı, eski hızı yoktu ama oyun kurmada yine de başarılı sayılabilirdi. Bu sezon ünlü penaltılardan birini attı. Penatlıyı pas olarak takım arkadaşı Olsen'e vermiş, o da topu Cruijff'a geri yollamış ve Cruijff da boş kaleye topu yollamıştı. Şeytani bir zeka ürünüydü kesinlikle. Bunu 25 yıl önce de yapmıştı aslında. Sezon sonunda Ajax Cruijff ile sözleşme yenilememeye karar verdi.

Bunun üzerine sinirlenen Cruijff takımın ezeli rakibi Feyenoord ile anlaştı. Takım başarılı oldu: Hem lig şampiyonluğunu hem de kupayı aldı. 36 yaşındaki Cruijff 44 maça çıktı ve 11 gol attı. Sezonun sonunda, 13 Mayıs 1984'te Zwolle ile oynanan son maçla aktif futbol yaşantısına son verdi.

"Tesadüfler de , planlı olabilir." 


Bu resimde, Barcelona'nın başındayken, eski öğrencisi Van Basten ile konuşuyor.
Teknik Direktörlüğü
Futbolculuğu bıraktıktan sonra Cruijff hiç dinlemedi. 1984-85 sezonunda Roda JC'nin teknik menajeri oldu. Bir sene sonra ise Ajax'ın başına teknik direktör olarak geçti. 85-86 ve 86-87 sezonlarında takımına Hollanda Kupası'nı kazandırdı. 85-86'da takım ligde tam 120 gol attı ama şampiyon olamadı. Diğer sezon da ikinci oldular. Ama takım 87 yılında Kupa Galipleri Kupası'nda finale çıktı ve Lokomotif Leipzig'i 1-0 yenerek şampiyon oldu. Takımda Van Basten, Armin Mühren, Jan Wouters ve Frank Rijkaard gibi isimler vardı.

Bu başarının ardından 87-88 yılında Barcelona eski efsane oyuncusunu teknik direktör olarak atadı. Barcelona 84-85'te son şampiyonluğunu almıştı. Takım iki sene ikinci olduktan sonra, 1990-91, 1991-92, 1992-93, 1993-94'te dört sene üst üste lig şampiyonu oldu. 1992'de tarihinde ilk defa Sampdoria'yı yenerek Şampiyon Kulüpler Kupası'nı aldı. Aynı sene takım Süper Kupa'yı da aldı. 1994 senesinde takım tekrar final oynadı ama Gullit, Van Basten ve Rijkaart'lı Milan'a 4-0 yenildi. 1994-95 ve 1995-96 sezonlarında kulüp yönetimi ile ters düştü ve hiç kupa alamadı. 96'da kulüpten ayrılırken, bir daha bu işi yapmacağına ant içtiğini söyledi.

Johan, Barcelona ile 11 kupa kazanıp, Barça tarihinin en başarılı antrenörü ünvanını aldı. "El Saviador" yani "Kurtarıcı" lakabına layık görüldü. Onun zamanından bu yana Barcelona "Hollanda ekolünü" benimsemiştir. Barcelona'da II. Dünya savaşı yıllarından bu yana en uzun süre görevde kalan teknik direktör olmuştur. Durum hâlâ da böyledir. Enteresan teknikler uyguladığı da söylenir. Bir keresinde, futbolculara nefes alıp vermeyi öğrenmeleri için Ajax antremanına opera sanatçısı getirttiği efsanesi yaygındır.

2008'de Ajax'ın Teknik Menajerlik teklifini teknik direktör Van Basten ile anlaşamadığı için geri çevirmiştir.

Teknik Direktörlüğü hakkında daha detaylı bir yazıyı ileride "Efsane Teknik Direktörler" serisinde ele alabiliriz...

 
"Top her zaman bacaklardan hızlı yol kat eder"

Cruijff Vakfı hayatında önemli yer tutuyor.
Futbol Dışında 
Cruijff 68 yılında Danny Coaster ile evlendi ve Chantal, Susila ve Jordi adında üç çocuğu oldu. Aile şu anda da İspanya'da, Barcelona'da yaşıyor. Oğlu Jordi Barcelona, Manchester United, Alaves gibi takımlarda oynadı. Babasının gölgesinde kalmamak için formasının sırtına "Jordi" yazar.

Cruijff bugün hâlâ futbolun filozofu olarak bilinir. Çok okuyan ve düşünen bir insan olan Cruijff entellektüel bir insan olarak bilinmesinin yanı sıra, derin de sadakat duyguları olan bir insan.

Günde 20 tane sigara içtiği için 1991'de Barcelona teknik direktörü iken bir kalp ameliyatı geçirdi. Kademeli olarak sigarayı azalttı ve şu an içmiyor ve sigaraya karşı aktif olarak kampanyalara katılıyor. 2004 hakkında bir belgesel film yapıldı. İsmi de "Johan Cruijff - En un momento dado." Türkçesi "Johan Cruijff - Evvel Zaman İçinde."

Şu an çalışmıyor ve İspanya'daki hayatını sürdürüyor. Arada sırada golf müsabakalarına katılıyor ve resim yapıyor. Zamanının çocuğunu torunlarıyla oynarak geçirdiğini belirtiyor.

Ve işte en sevdikleri:
  • En sevdiği teknik adam: Rinus Michels
  • En sevdiği futbolcu: Faas Wilkes ve Alfredo Di Stefano
  • En sevmediği futbolcu: Berti Vogtz
  • En beğendiği stad: Camp Nou
  • En sevdiği maç: 1966 Ajax - Liverpool maçı (Sisli maç olarak anılır)
  • En sevdiği forma: Klasik Ajax forması (Dinamizm veriyormuş)
  • Futbol dışında en sevdiği spor: Golf
  • En sevdiği yemek: Balık ve etli bezelye
  • En sevdiği içecek: İspanyol kırmızı şarabı
  • En sevdiği renk: Kırmızı
  • En sevdiği komedyen: Toon Hermans, Andre Van Duin
  • En sevdiği yazar: Robert Ludlum, Frederick Forsyth
  • En sevdiği müzisyen: Nat King Cole, Beatles, Laurens Van Looijen, Richard Clayderman
  • En sevdiği film: Baba (Orjinal isim: The Godfather)
  • En sevdiği mimar: Gaudi (İspanyol)
  • En sevdiği giyim markaları: Hugo Boss, Zegna
  • En sevdiği araba markası: Mercedes
  • En kızdığı şey: İnsanların moda düşkünlüğü


İkinci Ajax macerasından bir kare.


Kişisel Görüşüm
Bu yazıyı yazdığım tarihten beri çok daha fazla izledim Cruijff'u. Bir çok doksan dakika boyunca tüm dikkatimi ona vererek izlediğim maç sayısı çoktur. Nereden izleyebiliriz diyen varsa, blogda linkler var. Genelde 90 dakika bütün videolar. 1974 finalini, Ajax'ın 3 kez ardarda Şampiyon Kulüpleri götürüşünü 90 dakika izledim. Bazen sadece topun oyun dışı olduğu dakikaları kesiyorlar. Pele'yi Maradona'yı da izledim elbet. (Maradona'ya yetişmiştik gerçi) Ama bu ikisi de bana göre Cruijff gibi değildi. Cruijff azim denen şeyin en büyük göstergesi. Tilki gibi bir adam. Total Futbol anlayışının üzerine kurulduğu adam. Hatta eski Ajax antrenörü Kovacs, "bana Cruijff'ı bırakın, yanına 9 koşan adam bulayım ve takımınız şampiyon olsun" diyebilecek kadar ona güvenmekteydi. O Total Futbolu olduğu kadar, Total Futbol da onu geliştirmişti. Her yeri görebilme, yerine koyabilme yetisi vermişti. Başarısının sırrını buna bağlıyorum. Cruijff çok hızlı olmasına rağmen, ani frenler yapabilen bir adam. Bu frenlerin ardından da hızlı sprintler atabiliyor. Dengesi için ise diyecek bir şey bulamıyorum. Vuruyorlar yıkılmıyor. Bazen top sürerken tek eliyle motorcu gibi yere dokunacak sanıyorum. Oyunu okuyuşu ve pasları da mükemmel. Ayrıca halı sahada oynarken bizim bile yaptığımız bir hareket var. Cruijff bu hareketi çok terkarlar ve başarılı olurdu. Bu yüzden harekete "Cruijff dönüşü" deniyor. Aşağıda videolar bölümünde mevcut. Kendi adıyla anılan bir hareketi var yani adamın, varın siz düşünün.

İstatistikler (Oyuncu Olarak)
Kulüp İstatistikleri
Sadece lig maçları göz önüne alınmıştır.


Sezon / Yıl
Oynadığı Kulüp
Maç
Gol

1964-65
Ajax
10
4

1965-66
Ajax
19
16

1966-67
Ajax
30
33

1967-68
Ajax
33
25

1968-69
Ajax
29
24

1969-70
Ajax
33
23

1970-71
Ajax
25
21

1971-72
Ajax
32
25

1972-73
Ajax
26
16

1973-74
Ajax
2
3

1973-74
Barcelona
26
16

1974-75
Barcelona
30
7

1975-76
Barcelona
29
6

1976-77
Barcelona
30
14

1977-78
Barcelona
28
5

1979
LA Aztecs
27
16

1980
Washington D.
27
10

1981
Washington D.
5
2

1980-81
Levante
10
2

1981-82
Ajax
15
7

1982-83
Ajax
21
7

1983-84
Feyenoord
33
11


Liglere Göre İstatistik (Sadece Lig)

  • Hollanda: 308 maç, 215 gol
  • İspanya: 153 maç, 50 gol
  • ABD: 59 maç, 28 gol

Milli Takım İstatistiği
  • 48 maç, 33 gol
Tüm Maçlar Dahil İstatistik

  • 663 maçta, 371 gol
  • Hollanda: 410 maç, 280 gol
  • İspanya: 184 maç, 63 gol
  • ABD: 59 maç, 28 gol
Ödüller / Kupalar

  • Ajax ile 3 kez ardarda Şampiyon Kulüpler Kupası (70-71, 71-72, 72-73)
  • Ajax ile 2 kez Süper Kupa (71-72, 72-73)
  • Ajaxi ile 1 kez Kıtalararası Kupa (71-72)
  • Ajax ile 8 kez Hollanda Ligi Şampiyonluğu (65-66, 66-67, 67-68, 69-70, 71-72, 72-73, 81-82, 82-83)
  • Ajax ile 5 kez Hollanda Kupası (66-67, 69-70, 70-71, 71-72, 82-83)
  • Ajax ile 2 kez "Avrupa'da Yılın Futbolcusu" ödülü (70-71, 72-73)
  • Barcelona ile 1 kez La Liga Şampiyonluğu (73-74)
  • Barcelona ile 1 kez "Avrupa'da Yılın Futbolcusu" ödülü (73-74)
  • Barcelona ile 1 kez İspanya Kral Kupası (77-78)
  • Feyenoord ile 1 kez Hollanda Ligi Şampiyonluğu (83-84)
  • Feyenoord ile 1 kez Hollanda Kupası (83-84)
  • Feyenoord ile Altın Ayakkabı (Hollanda Ligi) (1983-84)
  • IFFHS - Avrupa'da Asrın Futbolcusu (1999)
  • IFFHS - Dünya'da Asrın 2. Futbolcusu (1999)
*IFFHS: Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistiği Kurumu

13 Eylül 2013 Cuma

Gerd Müller

"BOMBACI"


(3 Kasım 1945. Almanya, Nördingen)
(Santrafor)

“Bombacı” lakaplı Gerd Müller 70’li yılların en büyük simalarından birisi. 62 milli maçta 68 gol, 66 Avrupa Kupası maçında 74 gol atarak istatistiklerde 1 golün üzerine çıkmayı becerebilen bu golcü, Bayern Münih’in de sembol isimlerinden birisi. Dünya Kupalarında da 14 gol kaydetti. 2004'ün, Mart ayında, FIFA'nın yüzüncü yıl dolayısıyla Pelé'ye yaptırdığı "Yaşayan En İyi 125 Futbolcu" listesinde yer almaktadır.

Müller futbol kariyerine 1861 Nördlingen takımında başlamıştı. 62-63 sezonunda takımla beraber çıktığı 32 ligmaçında 51, tüm maçlarda 108 (!) gol atınca, hemen bir sezon ardından 1963-64 sezonunda Bayern yetkililerinin dikkatini çekti ve Bayern Münih’e kazandırıldı.

Bayern o zamana başırısız bir 2. Lig takımıydı ve ilk geldiğinde teknik direktör Zlatko Cajkovski yönetime "bu tüysikleti ne yapacağım ki?" diye sormuştu ama bu transfer belki de Alman Futbolunun gidişatını belirleyen transfer olmuştu.

"Her zaman kibar ve dürüst kalmayı beceren bir adamdı."




Bayern Münih Yılları

O zamanlar Bayern Münih 2. Lig’de yer alıyordu. 1900 yılında kurulan kulüp sadece bir kez 1931-32 sezonunda eski ligde şampiyon olabilmiş, ardından küme düşüp çıkan asansör bir takım olmuştu. Gerd Müller Bayern’e geldiğinde kendisi yaşlarında olan Franz Beckenbauer ve Sepp Maier gibi isimlerle oynadı. O zamanlar genç ve şöhretsiz olan bu isimler, ileride Alman futbolunu domine edecekti. İlk sezonunda yedek kaldı ama daha sonra kulüp başkanının baskısıyla teknik direktör Cajkovski onu oynatmak zorunda kaldı.

İlk maçını 1964 Kasım'ında Freiburg'a karşı oynadı ve 2 gol attı.

1964-65 sezonunda başarılı olup Bundesliga’ya çıktılar. Müller 26 maçta 33 gol atarak takımını sırtlamıştı.

Ertesi sezon 65-66’da Bundesliga’da 33 maçta 15 gol atabildi. Bayern ise lig üçüncüsü olmuştu ama Almanya Kupası’nı almıştı. Bu Kupa büyük başarıların habercisi oldu. Müller milli takıma çağırıldı. İlk maçını Türkiye'ye karşı oynadı ve Batı Almanya o maçı 2-0 kazandı.

Ertesi sezon (66-67) Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nda takım Rangers karşısında 1-0 kazanarak şampiyon oldu. Tabi kaleci Sepp Maier, Beckanbauer ve Frank Roth (golü o atmıştı) gibi isimlerin de hakkını yememek lâzım. Takım o sene ligde altıncı oldu ama Müller 28 gol atarak gol kralı oldu.

Başarısız geçen 67-68 sezonunun ardından (Müller 19 gol attı) Bayern 68-69 sezonunda Bundesliga Şampiyonluğunu ve Alman Kupası’nı kazandı. Müller ligde 30 maçta 30 gol atarak yine gol krallığına ulaştı.

69-70 sezonunda Bayern ikinci oldu ama Müller bu sefer 33 maçta tam 38 gol atıyordu (Kupaları dahil edersek 42) ve hem Bundesliga, hem de Avrupa Gol Kralı oluyordu. Sezonunun ardından 1970 Dünya Kupası gelip çatmıştı ve haliyle Gerd Müller de aday kadrodaydı. O sıralar en iyi futbolunu ortaya koyuyor ve Helmut Schön'ün de büyük takdirini kazanıyordu.


"Birçok büyük oyuncu ile beraber oynadım: Wolfgang Overath, Günther Netzer, Karl-Heinz Rummenigge ve Paul Breitner, ama aralarında bence en iyileri Gerd Müller'di. Durdurulmazdı. Bayern bugün sahip olduğu her şeyi Gerd Müller'e borçlu. Onun golleri olmasa hepimiz antreman sahasında eski bir tahta sıranın üzerinde oturuyor olurduk." / Franz Beckenbauer




1970 Dünya Kupası

1970’te Batı Almanya iddialı bir kadro ile Meksika’nın yolunu tutmuştu. Müller haricinde, Beckenbauer, Maier, Breitner, Overath, Flohe ve Uwe Seeler gibi çok önemli isimler vardı. Uwe Seeler ile iyi bir forvet ikilisi oluşturan Müller gollerine hemen başladı.

Daha ilk maçta Fas karşısında ikisi de gol attı ve Batı Almanya 2-0 kazandı. Bir sonraki maçta aynı şey tekrar oldu ve Müller 3, Seeler 1 gol attı, Batı Almanya, Bulgaristan’ı 5-2 yendi. Diğer golü Libula atmıştı. Bir sonraki Peru maçında Müller yine üç gol attı. Çeyrek finalde İngiltere’ye 1, yarı finalde İtalya’ya 2 gol atan Müller, yine de takımını finale taşıyamadı. İtalya, Batı Almanya’yı uzatmalarda 4-3 mağlup etti. Üçüncülük maçında Uruguay ile birlikte çıkan Batı Almanya maçı aldı ve 1970 Dünya Kupası’nı üçüncü olarak bitirdi. Gerd Müller toplamda 10 gol atarak gol kralı oldu. Kupayı belki de tüm zamanların en iyi kadrosuna sahip olan Brezilya almıştır. Bu başarıların ardından Gerd, Avrupa’da Yılın Futbolcusu ödülüne layık görülmüştür.

"Bu kupa benim için 1974'tekinden bile daha önemliydi. Birçok insan 1972 kadromuzu en iyi kadromuz olarak görse bile, bence en iyi kadromuz 1970 Dünya Kupası'ndaki kadromuzdu."


Ardı ardına Bundesliga, Avrupa Kupası ve Şampiyon Kulüpler

70-71 sezonunda Bayern yine ikinci olabildi. 32 maçta 22 gol atan Müller formunu sürdürüyordu yine de. Ama en azından kupayı alıyordu. Ertesi sene ise Bayern’in hem Batı Almanya’yı, hem de dünya futbolunu domine edeceği yıllar yaklaşıyordu.

71-72 sezonunda Bayern Bundesliga şampiyonu olurken, Müller 34 maçta 40 gol atmayı beceriyordu. Takımı Kupa Galipleri Kupası’nda yarı final oynarken, orada da beş gol kaydetmişti.

Bu arada sezon sonunda dört takımın final oynadığı sistemde 1972 finallerine Batı Almanya, Sovyetler Birliği, Belçika ve Macaristan kalmıştı. Yarı finalde Almanya, Müller’in golleri kaydettiği maçta Belçika’yı 2-0 yenerken, Sovyetler de Macaristan’ı 1-0 mağlup etmişti.

Final maçında Almanya iyi oynadı ve Sovyetler’i 3-0 yendi. Müller yine 2 golle takımını Avrupa Şampiyonluğu'na taşıdı. 4 golle turnuvanın gol kralı oldu.


72-73 sezonunda ise Bayern bir kez daha Bundesliga’yı alıyor, Şampiyon Kulüpler Kupası’nda da çeyrek final oynuyordu. Müller 33 maçta 36 gol atmış ve gol kralı olmuştu. Toplamda ise 44 maçta tam 55 gol atarak müthiş bir istatistiğe imza atıyordu. Şampiyon Kulüpler Kupası’nda ise çıktığı 6 maçta 12 gol atmış ve orada da gol kralı olmuştu.

Bir sonraki sezon ise Bayern’in zirve yaptığı sezon olacaktı. 73-74 sezonunda Bayern üçüncü kez üst üste Bundesliga şampiyonu oldu. Müller 34 maçta 30 kaydetti. Ama takımın asıl başarısı Şampiyon Kulüpler Kupası’nı almak olacaktı. Takım finalde Luis Aragones, Ufarte, Heredia, Garate gibi yıldızları kadrosunda barındıran Atletico Madrid ile oynadı. 1-1 biten ilk ayağın ardından ikinci ayakta, Bayern Uli Hoeness’in (2) ve Gerd Müller’in (2) golleriyle Atletico’yu 4-1 yendi ve tarihinde ilk defa kupaya uzandı. Müller 10 maçta 8 gol attı.

Bir sonraki sene (74-75) işler Bundesliga’da hiç iyi gitmedi. Takım ancak onuncu olabildi. Ama Gerd Müller 33 maçta 23 gol atarak yine iyi bir istatistik tutturdu. Son şampiyon kotasından Şampiyon Kulüplere katıldılar. Bundesliga’daki başarısızlıkların aksine burada yine finale kaldılar. Leeds ile Fransa’da karşılaşan Bayern Roth ve Gerd Müller’in golleriyle maçı 2-0 kazandı ve kupayı yine müzesine götürdü.

75-76 sezonunda ligde kendilerini biraz toparladılarsa da, şampiyon olamadılar. Üçüncü sırada yer aldılar. Yine Şampiyon Kulüpler Kupası’na son şampiyon olarak katıldılar ve yine finale kaldılar. St. Etienne’i Roth’un golüyle 1-0 mağlup edip üçüncü defa üst üste kupayı evlerine götürdüler. Müller toplamda 34 maçta 35 gol attı. Aynı sene Kıtalararası Kupa'yı da aldılar.

"Kafamın içinde bir ses, bana şu yöne git, bu yöne git diye sesleniyor."


1974 Dünya Kupası

1974 Batı Almanya için önemliydi. 1970'te üçüncü olan takım birçok kişiye altın kadrosunu yakalamıştı. Kupa Batı Almanya'da yapılıyordu. Grup maçlarında komşuları ve soydaşları Doğu Almanya, Şili ve Avustralya ile aynı gruptaydılar.

Batı Almanya Şili ve Avustralya'yı 1-0 ve 3-0 ile geçti. Ama grubun son maçında Doğu Almanya'ya 1-0 yenildi. Grubunda ikinci oldu ve bir üst tura çıktı ama umutsuzluklar vardı. Müller de bu üç maçta 1 gol atabilmişti.

Bu arada statü değişmiş ve çeyrek final ile yarı final kalmıştı. İkinci br grup elemesinin ardından liderler direk finale kalacaktı. İkinci gruplarda Batı Almanya'nın rakibi Yugoslavya, Polonya ve İsveç oldu. Hepsi kuvvetli takımlardı. İlk maçta Almanya Müller'in de bir gol attığı maçta Yugoslavya'yı 2-0 mağlup etti. Ardından 4-2'lik İsveç galibiyeti geldi. Polonya'yı da Müller'in golüye 1-0 geçen takım, böylece finale kalmıştı.

Belki de Dünya Futbol Tarihi'nin en akılda kalıcı finali yaklaşmıştı. Batı Almanya'nın rakibi Hollanda'ydı. Almanya'da Müller, Beckenbauer, Vogtz, Overath, Flohe, Hoeness, Grabowski, Hölzenbein ve Breitner, Hollanda'da ise Johan Cruijff, Rep, Krol, Neeskens, Rensenbrink ve Rijsbergen gibi isimler vardı. Müthiş maça Hollanda hızlı başladı ve Almanya daha topa değmeden 3. dakikada penaltı oldu. Neeskens (gerilmeden penaltı atmasıyla ünlü) topun başına geldi ve golünü attı. 25. dakikada yine bir penaltı oldu. Bu sefer Batı Almanya kullanıyordu. Breitner vuruşunu gole çevirdi ama penaltı tartışmalıydı.

Dakikalar 43'ü gösterdiğinde ise top Gerd Müller'in ayağına geldi ve o da dönerek vuruşunu yapıp Batı Almanya'yı 2-1 öne geçirdi. Maçın genelinde Hollanda daha iyi oynadıysa da, Batı Almanya da kötü değildi. Bu iki devin kapışmasında başka gol çıkmayınca (Müller'in bir golü ofsayt nedeniyle sayılmadı) Batı Almanya kupayı evine götürdü. Üçüncülük maçında ise Brezilya Polonya'ya yenildi ve Polonya Dünya Kupası üçüncüsü oldu. Kupanın ardından Müller 28 yaşındayken milli takımı bıraktığını açıkladı. Çok polemik oldu. Gazeteler, şampiyonluk sonrasında kutlama yemeğine futbolcu eşlerinin çağırılmamasına bir tepki olduğunu söylediler. Ama Müller "Takımı bırakacağımı finalden 3 gün önce Helmut Schön'e (efsanevi teknik direktör) söylemiştim. O da bana hemen açıklamamı, finalden sonra açıklamamı istedi. Olay bu, başka bir şey yok" dediyse de, şüpheleri kaldıramadı elbette.

*Biz de turnuvaya ilk defa hakem gönderiyorduk. Doğan Babacan turnuvanın Batı Almanya ve Şili arasındaki açılış maçını yönetti ve Şili'li bir futbolcuya kırmızı kart göstererek, Dünya Kupası tarihinin ilk kırmızı kartını çıkarttı.

"1974 Dünya Kupası'nda o kadar da iyi oynayamamıştım.
İlk üç maç kötüydüm ve soyunma odasında da sorunlar yaşıyorduk."


Bayern’in Duraklaması ve ABD Yılları

76-77 sezonundan itibaren Bayern başarılarını tekrarlayamamaya başladı. Müller 25 maçta 28 gol atarken, takım ligde yedinci oldu. Ertesi sezon Müller 33 maçta 24 gol attı, takım ligi 12. sırada bitirdi. (77-78).

78-79 sezonunda ise Müller ilk devreyi oynadı ve 19 maçta 9 gol atarak (sonradan oyuna girdikleri de dahil), kariyerinin en zayıf istatistiğinde kaldı. Çünkü yeni teknik diretör Csarlai, Gerd Müller'i takımında düşünmüyordu ve bunu kendisine açıkça ifade etmişti. Takımı gençleştirmek istiyordu. İlk devre boyunca da Müller'i sıkça yedek bırakmıştı. Müller de bunun üzerine sezonun ikinci yarısında ABD’nin Fort Lauderdale Strikers takımına katıldı. İlk sezonunda 19 (yarı sezonda tabiî), ikinci sezonunda 16 ve üçüncü sezonunda 5 gol attı. Son sezon sakatlık nedeniyle pek forma giyememişti.

Futbol hayatına nokta koyduğunda, 62 milli maçta 68 gol, 427Bundesliga maçında 365 gol, 62 Almanya Kupası maçında 78 gol, 74 Avrupa Kupası maçında 66 gol kaydetmişti. Birçok sezoun istatistiklerinde oynadığı maç sayısının üzerinde gol atan Gerd Müller bu yüzden 2000 yılında IFFHS tarafında “Dünyanın Gelmiş Geçmiş En Golcü Oyuncusu” seçildi. Bir sezonda 40 atarak hâlâ bir sezonda en çok gol atan Bundesliga oyuncusu ünvanını korumaktadır. Dünya Kupaları’nda 14 golü bulunmaktadır.
"Kalecilere Tanrı bizzat yardım ediyor. Ben bile vurduğumda topun nereye gideceğini bilmiyorum, kaleci nereden bilebilir ki? Var bir iş."


Futbolculuk Dışında

Gerd Müller 1982’de jübilesini yaptıktan sonra, boşluğa düştü ve kendini alkole verdi. Ama Bayern Münih’ten arkadaşları onu ikna etti ve Müller rehabilitasyondan başarıyla temiz olarak çıktı. Daha sonra Bayern Münih’in ikinci takımında antrenörlük yapmaya başladı. Bugün hâlâ orada çalışıyor. Temmuz 2008’de futbola başladığı Nördlingen takımının stadı ismini Gerd Müller Stadı olarak değiştirerek ona saygısını göstermiştir. Müller alkol sorunu dışında hep iyi bir profil çizdi ve efendi bir kişiliğe sahip olduğunu hep gösterdi. Alkolizm ile savaşırken bile hep ağır başlıydı.

Kişisel Görüşüm

Müller'in çok maçını izledim. Hepsi de 90 dakika. Hem Bayern, hem de Batı Almanya formasıyla izledim. Kısa boyuna rağmen iyi zıplıyor, kısa alanda iyi hızlanıyor, son vuruşları ise öldürücü. 89 dakika tutarsın, 1 dakika tutamazsın golü atar denilen cinsten, son derece fırsatçı. Zaten attığı goller de bunun net bir ispatı. Özellikle dengesi de çok iyi. Dönerek attığı bir çok gol var. Bugün olsa paha biçilmeyecek bir oyuncu kesinlikle. Golcü deyince akla gelen ilk isim…

"Final maçında (1974 Dünya Kupası) bir daha düştüğümüzde hakemin penaltı vereceğine emindim. Öyle de oldu."











Sezon / Yıl
Oynadığı Kulüp
Maç
Gol

1963-64
Nördlingen
32
51

1964-65
Bayern Münih (2)
26
33

1965-66
Bayern Münih
33
15

1966-67
Bayern Münih
32
28

1967-68
Bayern Münih
34
19

1968-69
Bayern Münih
30
30

1969-70
Bayern Münih
33
38

1970-71
Bayern Münih
32
22

1971-72
Bayern Münih
34
40

1972-73
Bayern Münih
33
36

1973-74
Bayern Münih
34
30

1973-74
Bayern Münih
33
23

1974-75
Bayern Münih
22
23

1975-76
Bayern Münih
25
28

1976-77
Bayern Münih
33
24

1976-77
Bayern Münih
19
9

1979
FL Strikers
27
19

1980
FL Strikers
36
16

1981
FL Strikers
17
5
Liglere Göre İstatistik (Sadece Lig)
  • Almanya: 453 maç, 398 gol
  • ABD: 80 maç, 40 gol

Milli Takım İstatistiği
  • 62 maç, 68 gol

Tüm Maçlar Dahil İstatistik
  • Almanya: 589 maçta, 542 gol
  • ABD: 80 maç, 40 gol
  • Tüm Kariyer: 669 maç, 582 gol


Şampiyonluklar / Kupalar
  • Bayern Münih ile 4 Lig Şampiyonluğu (68-69, 71-72, 72-73, 73-740)
  • Bayern Münih ile 3 Şampiyon Kulüpler Kupası (73-74, 74-75, 75-76)
  • Bayern Münih ile 1 Kupa Galipleri Kupası (68-69)
  • Bayern Münih ile 1 Kıtalararası Kupa (75-76)
  • Bayern Münih ile 4 Almanya Kupası (65-66, 66-67, 68-69, 70-71)
  • Batı Almanya ile 1 kez Dünya Kupası (1974)
  • Batı Almanya ile 1 kez Avrupa Kupası (1972)

Bireysel Başarılar
  • 7 kez Almanya Ligi Gol Krallığı (66-67, 68-69, 69-70, 71-72, 72-73, 73-74, 77-78)
  • 1 kez Avrupa’da Yılın Futbolcusu Ödülü (69-70)
  • 2 kez Avrupa Gol Krallığı (69-70, 71-72)
  • 1 kez Dünya Gol Krallığı (69-70)
  • 1 kez Dünya Kupası Gol Krallığı (1970)
  • 1 kez Avrupa Kupası Gol Krallığı (1972)
  • 4 kez Şampiyon Kulüpler Kupası Gol Krallığı (72-73, 73-74, 74-75, 76-77)
  • 2 kez Almanya’da Yılın Futbolcusu Ödülü (66-67, 68-69)
  • Bundesliga’da son 40 Yılın En İyi Oyuncusu Ödülü (1963-2003)
  • Dünya’nın Gelmiş Geçmiş En Büyük Golcüsü Ödülü (2000)
                                                                                    Yazan ve Hazırlayan: Kaan Kavuşan

12 Eylül 2013 Perşembe

DIEGO ARMANDO MARADONA

Efsane Futbolcular
DIEGO ARMANDO MARADONA

"TANRININ ELİ"

(Doğum tarihi: 30 Ekim 1960 / Buenos Aires, Arjantin)
(Oyun Kurucu, Ofansif Ortasaha, Forvet Arkası)

Maradona günümüzde dünyanın Gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biri olarak görülür. Birçok otoriteye göre de ilk sıradadır. Kazandığı inanılmaz başarıların dışında yaratıığı skandallarla da gündeme gelen Maradona'nın sıradışı kişiliği onu hep ilgi odağı haline getirdi. Durdurulması imkansız olan Maradona, FIFA'nın yüzüncü yılı dolayısıyla Pele'nin başkanlığını yaptığı heyete seçtirdiği "Yaşayan En İyi 125 Futbolcu" listesine de girmiştir.

Kulüp kariyerinde oynadığı 590 maçta 308 gol atan, Boca Juniors, Napoli, Barcelona ve Arjantin milli takımı formalarıyla kupalar kaldıran Maradona, zaman zaman başı belâlara giren asi bir çocuk oldu hep Arjantinliler için. Ama yine de ülkesi Arjantin'de futbol dendiği zaman akla gelen isim odur...


"O golü elimle attığım bir için an,
bir saniye bile olsun pişmanlık duymadım."

- İngiltere maçında elle attığı gol hakkında



Futbola Başlangıç

Buenos Aires'in Lanus ilçesinde doğan Diego, Villa Fiorito ilçesinde büyümüştü. Ailesi yoksulluklarla boğuşuyordu. Üç kız çocuğun ardından doğan evin erkek evlâdı olarak çok ilgi görüyordu. Daha sonra iki erkek çocuğu daha olan aile (Hugo ve Eduardo) çocuklara bakmakta ve ilgilenmekte zorlanıyordu.

10 yaşına geldiğinde Maradona yörenin yerel kulübü Estralla Loja'da top koştururken, Argentinos Junior altyapısının yetkilileri onu görür ve kulübe transfer ederler. 12 yaşındayken Argentinos'un maçlarında top toplayıcılığa başlar. Devre aralarında da ufak gösteriler yaparak kendinde yetenek olduğunu kanıtlamak istemektedir.





Argentinos Juniors Yılları ve Boca'daki Tek Sezon
Diego 16'ıncı yaş gününü kutladıktan hemen 10 gün sonra Argentinos Juniors ile ilk profesyonel maçına çıktı. Bir sezon önce 19'uncu olan takım o sezon için küme düşmenin kaldırılması sebebiyle küme düşmemişti. Takımın bu başarısızlığı genç oyuncuların denenmesine neden oldu. Argentinos, Maradona'nın bu ilk maçında Tallares'e karşı 1-0 kaybetti ama büyük bir yıldız kazandı. Maradona 1976 sezonunda 11 maçta forma giyip 2 gol atabildi. Genç bir yıldız adayı olarak kadroda durmasında yarar görüldü. 1977'de düzenli olarak forma giymeye başlayan Diego Armando, 49 maça çıktı ve 19 gol atarak iyi bir performans sergiledi. Aynı sene Macaristan karşısında Arjantin milli takımının formasını da giydi.

1978'de ise tavan yapmıştı: 35 maçta 25 gol. Argentinos için önemli bir oyuncuydu artık. Sezonun sonunda 18 yaşındayken Dünya Gençler Şampiyonası'na katılan Arjantin genç takımının kadrosuna çağırıldı. Turnuva boyunca çok iyi maçlar çıkardı ve Arjantin'in SSCB'yi 3-1 yendiği finalde gösterdiği performans ile maçın adamı seçildi. Turnuvadan şampiyonlukla dönen Arjantin'in en önemli adamı oldu ve turnuvanın yıldızı seçildi.

Fakat 1978 Dünya Kupası kadrosuna seçilmedi. 26 kişilik kadrodan dört kişinin çıkarılması gerekiyordu. Teknik Direktör Menotti de genç yaşı nedeniyle Maradona'yı da kadro dışı bırakmıştı.

1979 yılında yine iyi bir performans sergiledi: 27 maçta 26 gol. Aynı sezon Arjantin-İskoçya maçında milli takımdaki ilk golüne imza attı. 1980 yılında ise müthiş bir sezon geçirdi ve oynadığı 45 maçta tam 43 gol kaydetti. Bir orta saha oyuncusu olarak attığı bu goller, ülkenin en büyük takımlarından biri olan Boca Juniors'un dikkatini çekti. Boca, 1981'de Maradona'ya 1 milyon pound ödedi ve transfer etti. Argentinos ile hiç kupa kazanamamış olmasına rağmen takımı ülkenin değerli takımlarından birisi haline getiren Maradona, Boca forması ile de 40 maçta 28 gol atınca Arjantin milli takımının 1982 Dünya Kupası kadrosuna çağırıldı.


"Hayatımdaki en büyük üzüntüm, Arjantin'de yapılan o Dünya Kupası'na (1978) katılamamaktı."

"Demek ki Menotti yanlış olan bir şey yapmamış. Dünya Kupası kazanan bir antrenör yanlış yapmış olamaz."
- Menotti'nin kendisini kadroya almamasıyla ilgili olarak



1982 Dünya Kupası
ve Barcelona Macerası
Arjantin bir önceki Dünya Kupası'nın sahibi olarak ünvanını korumak için gitmişti İspanya'ya. Grup maçlarının ilkinde Belçika'ya 1-0 yenilerek hayal kırıklığı yaratan Arjantin, ikinci maçta Macaristan'ı 4-1 yenmeyi becermiş, Maradona da iki gol atmıştı. Son maçta El Salvador'u da 2-0 yenmeyi başaran Arjantin, grubunda Belçika'nın ardından ikinci olmuş ama bir üst tura yükselmişti. İkinci turda Brezilya ve İtalya ile aynı grupta yer alan Arjantin istediği performansı gösteremedi. Elbette karşısındaki rakiplerin de çok kuvvetli olduğu ortadaydı. Arjantin önce İtalya'ya 2-1, sonra ise Brezilya'ya 3-1 mağlup oldu. Arjantin grupta son sırayı alarak evinin yolunu tuttu. Maradona Arjantin'in oynadığı beş maçta 90 dakika forma giydi ve 2 gol attı. El Salvador maçında ise bir önceki maç olan Macaristan maçında kırmızı kart yediği için oynamadı. Oynadığı beş maçta çok iyi bir futbol sergileyen Maradona böylece Barcelona'nın transfer listesine girdi ve 5 milyon pound karşılığı Boca Juniors'tan ayrılıp Katalan diyarına katıldı. Maradona'nın bu transferi o zamanın en pahalı oyuncusu ünvanını da getirmişti.

1983 yılında Maradona'nın forma giydiği Barcelona takımı şampiyonluğu kazanamadıysa da, İspanya Kral Kupası finalinde Real Madrid'i, İspanya Süper Kupası finalinde de Athletic Bilbao'yu yenerek kupaları müzesine götürdü. Aynı sene Maradona bazı zorluklar yaşadı. Önce sarılığa yakalandı, sonra ise ayağı kırıldı. 20 maçta 11 golle sezonu tamamladı.

Barcelona'da oynadığı süreç boyunca Arjantin'i özlemi sürdü. Ayda 15,000 dolarlık telefon faturası ödüyordu.

Yılmadı ve tüm azimiyle çalışıp iyileşti. 1983-84 sezonunda 16 lig maçında 11 gol attı. Yine de sık sık takım yöneticileri ile tartışıyordu. Özellikle de kendini takıma kazandıran Başkan Joseph Lluis Nunez ile ağız dalaşına giriyordu. Başkan 1978'de Arjantin'i şampiyon yapan Cesar Luis Menotti'yi takımın başına getirince, Maradona kendisini Dünya Kupası'na götürmeyen bu teknik adamdan kaçarcasına uzaklaştırdı. İki devin kapışmasının sonucunda Maradona 1984'te İtalya'nın Napoli takımına 6.9 milyon pound'a transfer oldu.

"Tanrı sayesinde iyi oynuyorum. Bu yüzden her sahadan çıkışımda istavroz çıkarıyorum. Bunu yapmazsam ona ihanet etmiş gibi hissediyorum."



Napoli'ye Transferi ve Diriliş
Napoli İtalya'nın köklü kulüplerinden biri olmasına karşın 1982-83 sezonunda orta sıralarda, 1983-84 sezonunda ise ligi düşme potasında bitirmişti. Bunun üzerine Napoli yönetimi kadroda revizyona gitmeyi uygun gördü. 1984-85 sezonunun başında birçok eski oyuncu gönderildi ve Diego Armando Maradona transfer edildi. Cirro Ferrara, De Napoli, Bagni gibi oyuncular da yeni oluşumun içerisinde yer alacaklardı.

O, Napoli'ye gerdiğinde Napolili taraftarlar ortalığı bir karnaval havasına sokmuşlardı. Sezon boyunca iyi maçlar çıkaran Napoli, yine de ancak 8. sırada yer alabilmişti. Maradona 30 maçta 14 gol atmıştı.

1985-86 sezonunda Maradona'nın büyük çabalarıyla üçüncü sıraya kadar yükselmişti takım ve ligi orada bitirmişti. Maradona 29 maçta 11 gol kaydetmişti. Böylece takım UEFA Kupası'na katılma hakkını kazandı. İşler düzelmeye başlamıştı.


"Tekerlekli sandalyede olsam bile,
gerekirse Napoli için oynarım."







1986 Dünya Kupası

Giderek yükselen performansıyla ilgi çeken Maradona Carlos Bilardo'nun gelişiyle beraber milli takımın en büyük yıldızı olmuştu. Meksika'da yapılacak Dünya Kupası'nda Güney Amerika takımları Arjantin ve Brezilya favori görülüyordu.

Arjantin, grup maçlarında İtalya, Güney Kore ve Bulgaristan ile aynı gruba düşmüştü. İlk maçta Kore 3-1 yenilerek iyi giriş yapıldı. İkinci maçta ise Arjantin, Maradona'nın ayağından gelen golle İtalya'dan beraberliği koparmıştı. Üçüncü maçta Bulgaristan 2-0 ile geçildi ve Arjantin gruptan lider olarak çıktı.

İkinci turda Uruguay'ı zorlansa da 1-0 geçen takım, çeyrek finalde İngiltere ile karşılaştı ve 2-1 galip ayrılmayı başardı. Maçta Maradona yıldızlaşmıştı ve iki gol kaydetmişti. Bu maç bir maçtan da fazlasıydı. Arjantin ile İngiltere arasındaki Falklands krizi sırasında oynanıyordu ve iki ülkenin siyasetçileri de mutlak galibiyet istiyorlardı. Maradona'nın attığı ilk gol yıllarca konuşulan ve kendisinin "Tanrı'nın Eli" adını verdiği goldü. Kafa topuna çıkar gibi yapmış ve eliyle golü atmış, hakem de bunu görmemişti. İkinci golde ise çok geriden, kendi yarı sahasından aldığı topla çalımlarını özenle beş İngiliz oyunca ve kaleci Schilton'a atmış ve takımını zafere taşımıştı.



Yarı finalde Belçika 2-0 ile geçilmişti ve iki golü de yine Maradona kaydetmişti. Finaldeki rakip ise Batı Almanya olmuştu.

Muhteşem bir final seyircileri bekliyordu. Azteca Stadı'ndaki maça Arjantin hızlı girdi ve Luis Brown'un 23. dakikada attığı golle devreyi 1-0 önde kapadı. İkinci yarıya da hızlı girdiler ve Valdano'nun 55.dakikadaki golüyle skor 2-0 oldu. Almanya kendini bir silkeledi ve 74. dakikada Rummenigge, 80.dakikada Rudi Völler skora eşitliği getirdi. Heyecan fırtınası devam ediyordu. Arjantin başladığı yere dönmenin hırsıyla tekrar atağa kalktı ve 83. dakikada Burruchaga'nın ayağından bir gol daha buldu ve maçı 3-2'ye getirdi. Tam 114.600 biletli seyircinin izlediği bu maçın sonucu da bu oldu ve Maradona önderliğindeki Arjantin milli takımı ikinci kez Dünya Kupası'na uzandı. Maradona da turnuvanın en değerli oyuncusu seçildi.



"O pozisyonda bir elle oynama varsa bile,
o el TANRI'NIN ELİ."

- İngiltere'ye elle attığı golden bahsederken...



Napoli'nin Yüklelişi ve UEFA Kupası
1986-87 sezonunda Napoli çift kulvarda mücadele ediyordu. Maradona'nın harikalar yarattığı bir sezon oldu. Napoli duble yaptı ve hem ligi hem kupayı kazandı. İlk şampiyonluk ve üçüncü İtalya Kupası'yla sonuçlanan bu sezonda 29 maçta 10 gol atan Arjantinli yıldız kariyerinin doruğundaydı. Aynı sezon içinde UEFA Kupası'nda ise başarısızlık olmuş, daha ilk turda Toulouse'a penaltılar sonucu elenilmişti. Ama belki de şampiyonluğu getiren bu olmuştu. Hem ligde, hem kupada, hem de Avrupa ilerleyecek olsa, Napoli belki de ilk şampiyonluğunu tadamayacaktı. Bu şampiyonluk ile Maradona Napoli taraftarları arasında kültürel bir simgeye dönüştü. Napoli, Serie A'yı alan ilk Güney İtalya takımıydı çünkü.

1987-88 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ilk turunda Napoli şanssız bir kura çekti ve Real Madrid'e 2-0 ve 1-1'lik sonuçlarla elendi. Ama ligde iyi performans sürüyordu. Takım Milan ile giriştiği şampiyonluk yarışını 3 puan ile kaybetti ve ikinci oldu. Maradona 28 maçta 15 gol kaydetti ve takımını yine sırtladı. Tam bir forvet oyuncusu olmamasına rağmen attığı bu goller ve Brezilyalı forvet Careca'ya yaptığı asistler Napoli'nin başarısının anahtarlarıydı. Bu sezon yine UEFA Kupası'na katılmaya hak kazanan Napoli bu sefer daha fazlasını yapacaktı.

1988-89 sezonu başladığında Napoli hem UEFA'da, hem de Serie A'da başarıyı hedefliyordu. Serie A'da beklenen başarı gelmedi. Inter o sene ligi kasıp kavurdu ve Napoli ancak 2. olabilidi. Inter tam 11 puan farkla şampiyonluğa ulaştı. Aynı sezon İtalya Kupası'nda da finalde elenildi. Maradona sezon boyunca 26 maçta 9 gol atmıştı. Ama o sene Napoli tarihinin en önemli olaylarından birisi yaşandı. UEFA Kupası'nda ilk turda PAOK 1-0 ve 1-1'lik skorla elendi. İkinci turda Doğu Alman takımı Lokomotif Leipzig 1-1 ve 2-0 ile geçildi. Üçüncü turda rakip daha güçlü bir takım olan Fransız temsilcisi Bordeaux'tu. Bordo da 1-0 ve 0-0'lık sonuçlarla kupanın dışına atıldı. Çeyrek finaldeki rakip ise başka bir İtalyan devi Juventus'tu. Napoli ilk maçta 2-0 yenilmesine karşın, ikinci maçta 2-0 galip geldi ve uzatmalarda bulduğu golle yarı finale kaldı. Yarı finalde Alman devi Bayern Münih 2-0 ve 2-2'lik sonuçlarla yenildi ve Napoli finale yükseldi.

Finalde rakip yine bir Alman takımı olan Stuttgart'tı. Napoli ilk maçı 2-1 kazandı, ikinci maçta ise 3-3 berabere kaldı ve toplamda 5-4'lük skora ulaşarak kupanın sahibi oldu. İki maçta da çok iyi oynayan Maradona ve asistleriyle beslediği Careca Napoli'ye ilk Avrupa Kupası'nı getirmişti.

Bu zaferin etkisiyle 1989-90 sezonuna da çok iyi başlayan Napoli, sezon İtalya Süper Kupası'nı kazanarak açtı. Sezon boyunca müthiş ilerlediler ve sezon sonunda Avrupa'nın ve İtalya'nın bir diğer formda ekibi Sacchi'nin Milan'ının 2 puan önünde şampiyon oldular. Maradona 16 gol atarak şampiyonlukta büyük pay sahibi oldu. Bu müthiş performansın üzerine Dünya Kupası geldi.


"İtalya'ya ve Napoli'ye gelme sebebim Maradona ile beraber oynamaktı.
Bu sebepten dolayı çok daha cazip kontratları geri çevirdim."

- Eski Brezilyalı Milli Forvet Careca



1990 Dünya Kupası
Bir önceki kupanın sahibi Arjantin, kupada yine başarıyı hedefliyordu. Kupa İtalya'da düzenleniyordu ve çok iddialı takımlar vardı. Arjantin grup maçlarında Kamerun, Romanya ve Sovyetler Birliği ile eşleşmişti. İlk maçta Afrika temsilcisi Kamerun 1-0 kazanarak Arjantinlileri şoka uğrattı. Arjantin ikinci maçta toparlandı ve SSCB'yi 2-0 yendi. Üçüncü maçta ise Romanya ile 1-1 berabere kaldılar ve grubu üçüncü sırada tamamladılar. Pek iyi bir performans değildi ama 2.tura çıkmayı becerdiler.

Brezilya'yı 1-0 ile geçtikten sonra çeyrek finalde Yugoslavya ile karşılaştılar ve rakiplerini ancak penaltılar ile eleyebildiler. (Maradona penaltı kaçırmıştı.) Yarı finaldeki rakip ev sahibi İtalya'ydı ve maç Napoli'deydi. Maradona maçtan önce Napolili taraftarlara seslenerek "Gelin ve Arjantin'i destekleyin" demişti. Napoli kentinin sakinleri İtalya içinde zaman zaman ayrımcılıkla karşılaşıyorlardı çünkü. Maradona buna gönderme yapmıştı. Bu çağrı tüm İtalya'yı ayağa kaldırdı. Birçok İtalyan buna tepki gösterirken, Arjantin bayrağı ile stada girenlerin sayısı da az değildi. 1-1 biten normal sürenin ardından yine penaltılarla 4-3 kazanarak finale kaldılar. Finaldeki rakip geçtiğimiz Dünya Kupası finalinde karşılaştılar Batı Almanya'ydı ve Almanlar rövanşı alma niyetindeydi.

Final maçı iki takımın da temkinli oyunu ile başladı. Almanlar sabırlıydılar. Arjantin ise etkisizdi. Bir orta saha maçı olarak geçen maçın ilk yarısı 0-0 sona erdi. 64. dakikada Arjantin'den Pedro Monzon kırmızı kart ile oyun dışında kalınca; Hassler, Völler ve Klinsmann gibi kaliteli oyuncuları bulunan Batı Almanya üstünlüğü ele aldı ve yüklenmeye başladı. 84. dakikada penaltı kazanan Almanlar Brehme'nin vuruşu gole çevirmesiyle maçı 1-0 kazandı ve kupayı evine götürdü. 89. dakikada Arjantinli Dezotti de kırmızı kart gördü ve ilk kez bir Dünya Kupası finalinde iki kırmızı kart birden çıkmış oldu.

Arjantin turnuva boyunca çok iyi oynamadıysa da finale kadar çıkmıştı. Ama Maradona tek bir gol bile kaydedemeden kupaya veda etti. Turnuva öncesinde ayak bileğinden geçirdiği sakatlık etkili olmuştu. Bu turnuvada Arjantin'in parlayan ismi Caniggia olmuştu.

"Hayatım boyunca çok çalıştım. Hiçbirşeyi hak etmediğimi
söyleyenler yavaş olsunlar, kıçımı öpsünler!"


Napoli'nin Düşüşü ve Sevilla'ya Transferi
1990-91 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Uijpest'i geçen takım, ikinci turda Spartak Moskova'ya elendi ve kupaya erken veda etti. Son yıllarda gösterdiği başarıları tekrarlayamayan takım sezonun sonunda 7. oldu ve altın dönemini noktaladı. Maradona 18 maçta 6 gol attı.

İtalya'da geçirdiği son sene içinde adı skandallara karıştı. Stresliyim diyerek antremanlara ve maçlara çıkmamış, bu yüzden 70,000 dolar ceza ödemek zorunda kalmıştı. Ayrıca bir mafya organizasyonu olan Camorra'larla da arkadaş olmuştu. Gayri meşru çocuğu olduğu iddiaları da Maradona'yı iyice çökertti. Napoli yöneticileri artık skandallardan bıkmış, Maradona da yeni bir heyecan aramaktaydı. Doping testinde kokain kullandığı ortaya çıkınca 15 ay ceza aldı. Bu yüzden 1991-92 sezonunda forma giyemedi.

1992-93 sezonu başlayacakken Napoli ile masaya oturdu. Napoli başkanı artık Maradona'nın skandallara katılmaması ve örnek olması gerektiğini ifade ediyordu. Karşılıklı konuşmalar sırasında başkan eleştirilerini yöneltti, Maradona kendini savundu ve kendisine haksızlık yapıldığını düşünerek İspanya'nın Sevilla takımıyla anlaştı. 25 maçta 5 gol atarak sezonu tamamladı. Sezon boyunca bekleneni veremedi ve sezon sonunda gözden çıkarıldı.

1993-94 sezonunda Arjantin'in yolunu tutan Maradona'ya Newell's Old Boys kulübü kucak açtı. Newell's da sadece 7 maça çıktı ve gol atamadı.

"Onun mandalina ve portakalla yaptıklarının yarısını ben futbol topuyla bile yapamıyordum."
- Burruchaga, Eski Arjantinli Milli Oyuncu




1994 Dünya Kupası ve Bir Yıldızın Kayışı

1994 Dünya Kupası'nda Arjantin bir kez daha Maradona'dan medet umdu. Takım iyi oyunculardan kuruluydu ve kupayı hedefliyordu. İlk maçta Yunanistan ile karşılaşan takım Batistuta'nın 3, Maradona'nın 1 golüyle turnuvanın ilk maçında 4-0'lık bir galibiyet aldı. Bu maçtan sonra yapılan doping testinde epedrin kullandığı ortaya çıkan Maradona turnuvadan men edildi. Arjantin de ikinci turda Romanya'ya elendi.

Bir sezonu yine cezası nedeniyle boşta geçiren Maradona ertesi sezon (1995-96) eski takımı Boca'ya transfer oldu fakat yine az maç oynadı. Aldığı fazla kilolar ve skandalları onu yıpratmıştı. Doping cezası bittiğinde sadece 11 maç oynayabildi ve 3 gol attı. Sezon içinde attığı bir gol sonrası takım arkadaşı Caniggia'yı dudağından öptüğü için yine bir skandala imza attı. 1996-97 sezonunda 13 maçta 2, 1997-98 sezonunda 6 maçta 2 gol atarak kariyerinin sonuna geldi.


"Gol olduğunda takım arkadaşlarım beni şaşırttılar, hiçbiri üzerime doğru gelmiyorlardı. Birinin yanına gidip 'Gelin ve bana sarılın, yoksa hakem golü vermeyecek' dedim.
- Tanrı'nın Elini adını verdiği golü attığında





Teknik Direktörlüğü
Corrientes ve Racing Club takımlarında beklediği başarıyı bulamayan Maradona'nın teknik adamlık kariyerinin kısa süreceğini düşünenler fazlaydı. İki kulüpte de bir sezon buldundu ve herhangi bir başarı elde edemedi.

2008 yılında Arjantin milli takım antrenörü Alfredo Basile istifa edince, teknik direktörlüğe aday olduğunu bildirdi. Bu aslında pek çok kişinin hayaliydi. Maradona; Simeone, Sergio Batista ve Carlos Bianchi gibi başarılı teknik adamların önüne geçerek istediğine ulaştı.

Maradona ilk maçında İskoçya deplasmanındaydı ve 1-0 kazanmayı başardı. Daha sonraki üç maçı kazanan Arjantin eski günlerine dönüyor derken, zayıf Bolivya karşısındaki 6-1'lik yenilgi tüm ülkeyi sarstı. Şu anda Maradona hâlâ görevini sürdürmekte ve takımını Dünya Kupası'na sokmaya çalışmakta.

"Gelmiş Geçmiş En İyi Oyuncu olduğunu sanıyorsa bu onun kendi problemi!"
Pele için espirili bir şekilde söylediği söz...





Futbol Dışında
Futbolu bıraktıktan sonra skandallara devam eden Maradona bir keresinde özel hayatına fazla karıştıkları gerekçesiyle basın mensuplarını çifte ile ateş açarak kovalamıştı! Aile hayatında da birçok skandala imza atan Maradona eşi Claudia'ya karşı sadakatsizlik ettiğini de açıklamaktan çekinmiyordu. Yine de hayatımın aşkı diyordu onun için. 2004 yılında boşandılar. Bu evlilikten iki kızı oldu. Ufak kızı Giannina şu an Atletico Madrid'te ve Arjantin milli takımında oynayan Sergio Agüero ile evli. Boşanma işlemleri sırasında Napoli'de oynadığı sıralarda gayri meşru çocuğu olduğu iddia edilen Diego Sinagra'nın oğlu olduğunu itiraf etti.

Barcelona'da oynarken başladığı, Napoli'de oynarken doruğa çıkan kokain kullanımına (oyununu bile etkiliyordu) 2004 yılına kadar devam etti. 2000 yılında kalp yetmezliğinden hastaneye kaldırıldığında kokaini bırkamaya karar verdi ve Küba'ya tedavi için gitti. Yakın dostu Küba Devlet Başkanı Fidel Castro ile zaman geçiren Maradona burada kokaini yenmeye çalıştı. Aldığı fazla kilolar da büyük sorun olmuştu. 2004 yılında kokain yüzünden tekrar kalp krizi geçirdi. Hastaneden taburcu olduktan sonra "Tüm Beatles üyeleri ölmeden ben de ölmem" şeklinde garip mizahi espri yaptı. Bundan sonra kokaine karşı tedaviye devam eden Maradona 2007'de tekrar hastaneye kaldırıldı. Geçmişteki alkol ve uyuşturucu bağımlılıkları yüzünden psikiyatri kliniğine yatırıldı. 8 Mayıs 2007'de hastaneden çıktığında kilo vermişti. Tamamen temizlenmiş olduğunu ifade etti.

Politik görüşleriyle ön plana çıkan Maradona başlangıçta sağ kanadın bir destekçisiydi. 90'larda Carlos Menem'i destekliyordu. İlerleyen yıllarda sol politikalara yönelen Maradona, tedavisi sırasında Fidel Castro'yla da iyi arkadaş oldu ve sol görüşlerini ifade etmeye başladı. Bir başka solcu Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez ile de iyi ilişkiler kurdu ve seçim kampanyasında ona yardım etti. Emperyalizme de karşı olduğunu ortaya koyan Maradona Bush'un Arjantin gezisinde onu protestoya gelen kalabalığın başındaydı.


2000 yılında "Benim Adım Diego" adlı otobiyografiyi yazdı ve kitap en çok satanlar listesine girdi.

Aynı yıl FIFA'nın yaptığı internet anketinde Dünya'nın Gelmiş Geçmiş En İyi Oyuncusu seçildi. Fakat FIFA ödülü heyetin seçtiği Pele ile birlikte paylaştırdı.

2002 yılında 1986 Dünya Kupası'nda İngiltere'ye attığı ikinci gol FIFA tarafından "Dünya Kupaları'nın Gelmiş Geçmiş En Güzel Golü" seçildi.

2003 yılında Argentinos Juniors stadınının ismini Diego Armando Maradona olarak değiştirdi.

2004 yılında hayranları Maradona Kilisesi'ni kurdular ve hâlâ ayinler yapıyorlar.

2005 yılında Boca'da Futbol Direktörlüğü yaptı. Boca'lı taraftarların sloganı "Dinim Boca, Tanrım Maradona, mabedim Bombanera" Boca için önemini anlatıyor zaten. Aynı sene talk şov da yapan Maradona ünlü futbolcuları ağırladı.

2006 yılında ünlü Sırp yönetmen Emir Kusturica "Maradona" isimli belgeselinde efsanenin hayatını filmleştirdi.

"Kendimi Guguk Kuşu'ndaki Jack Nicholson gibi hissediyorum."
Rehabilitasyon süreci sırasında...



Kişisel Görüşüm
Şükür ki Maradona'yı izlemeye fırsat bulduk. İdeal bir sportmen olmasa da Tanrı vergisi yetenekleri olan bir adam. Yaptığı her şeyle tartışılan Maradona'nın süratlı oyun stili, attığı seri çalımlar ve spektaküler hareketler akıllardan çıkacak gibi değil elbette. Tek kişilik orduydu adeta. Napoli bir takımı yaratışı ve gidişiyle bir daha gelmeyen şampiyonluklar bunun bir kanıtı elbette. Canlı canlı onu izledik, beğendik ama bir yandan da kızdık hep. Kendini fazla popüler bir ikon haline getirdi ve hayatını kameraların önünde yaşadı. Bu da onun sonunu hazırladı ama futbol dünyasında en fazla iz bırakan oyuncu oldu bu yüzden. Şu an basından biraz daha uzak duruyor ve bu sayede kendini biraz toparladı. Yine de içindeki şovmenlik ortaya çıkacak gibi duruyor. Yedek kulübesindeki heyecanlı tavırları enteresan. Kim ne derse desin, Maradona Dünya'nın en iyi futbolcularından birisi. Bazıları için en büyüğü o, ama bana göre en büyük olmasını engelleyen magazinel hareketleri ve skandalları ortada. Bence en büyük olmayabilir, ama gelmiş geçmiş en yetenekli oyuncu olabilir.


"Eğer Papa halkı o kadar düşünüyorsa,
önce Vatikan'daki altın kubbeleri satsın!"






İstatistikler (Oyuncu Olarak)

Kulüp İstatistikleri
Sadece lig maçları göz önüne alınmıştır.

Sezon / Yıl
Oynadığı Kulüp
Maç
Gol

1976
Argentinos Juniors
11
2

1977
Argentinos Juniors
49
19

1978
Argentinos Juniors
35
25

1979
Argentinos Juniors
27
26

1980
Argentinos Juniors
45
43

1981
Boca Juniors
40
28

1982-83
Barcelona
20
11

1983-84
Barcelona
16
11

1984-85
Napoli
30
14

1985-86
Napoli
29
11

1986-87
Napoli
29
10

1987-88
Napoli
28
15

1988-89
Napoli
26
9

1989-90
Napoli
28
16

1990-91
Napoli
18
6

1992-93
Sevilla
26
5

1993-94
Newell's Old Boys
7
0

1995-96
Boca Juniors
11
3

1996-97
Boca Juniors
13
2

1997-98
Boca Juniors
6
2

Liglere Göre İstatistik (Sadece Lig)
  • Arjantin: 255 maç, 150 gol
  • İspanya: 62 maç, 27 gol
  • İtalya: 188 maç, 81 gol

Milli Takım İstatistiği
  • 91 maç, 34 gol
Tüm Maçlar Dahil İstatistik
  • 583 maç, 307 gol
  • 255 maç, 150 gol (Arjantin)
  • 81 maç, 42 gol (İspanya)
  • 258 maç, 115 gol (İtalya)
Şampiyonluklar / Kupalar
  • Arjantin milli takımı ile 1 kez Dünya Kupası (1986)
  • Arjantin milli takımı ile 1 kez Dünya Kupası Finali (1990)
  • Arjantin genç milli takımı ile 1 kez Gençler Şampiyonası Şampiyonluğu (1979)
  • Napoli ile 1 kez UEFA Kupası (1988-89)
  • Napoli ile 2 kez Serie A Şampiyonluğu (1986-87, 1989-90)
  • Napoli ile 1 kez İtalya Kupası (1986-87)
  • Napoli ile 1 kez İtalya Süper Kupası (1989-90)
  • Barcelona ile 1 kez İspanya Kral Kupası (1982-83)
  • Barcelona ile 1 kez İspanya Lig Kupası (1982-83)
  • Barcelona ile 1 kez İspanya Süper Kupası (1982-83)
  • Boca Juniors ile 1 kez Arjantin Şampiyonluğu (1980-81)
Bireysel Başarılar
  • FIFA Gelmiş Geçmiş En İyi Oyuncu Ödülü (Pele ile paylaştı - 2000)
  • Arjantin Spor Yazarları Derneği Yüzyılın Sporcusu Ödülü (1999)
  • 1 kez FIFA Dünya Kupası'nın En İyi Oyuncusu (1986)
  • Dünya Kupalarında Atılmış En İyi Gol Ödülü (1986 - İngiltere maçının 2.golü)
  • 5 kez Güney Amerika'da Yılın Futbolcusu Ödülü (1979, 1986, 1989, 1990, 1992)
  • 1 kez WSM Dünya'da Yılın Futbolcusu Ödülü (1986)
  • 1 kez France Football Altın Top Onur Ödülü (1996)
  • 1 kez Dünya Gençler Şampiyonası'nın En İyi Oyuncusu (1979)
  • 2 kez Onze Mondial Avrupa'da Yılın Futbolcusu Ödülü (1987, 1988)
  • 3 kez Arjantin Ligi Gol Krallığı (1979, 1980, 1981)
  • 1 kez İtalya Ligi Gol Krallığı (1987-88)
  • 4 kez Arjantin Futbol Yazarları Derneği'nin En Değerli Oyuncu Ödülü (1979, 1980, 1981, 1986)
  • Arjantin Senatosu tarafından Yaşam Boyu Başarı Ödülü (2005)